1846 yılında Neptün’ün, yalnızca Uranüs’ün yörüngesindeki sapmalardan yola çıkılarak keşfedilmesi, gökbilimcilere görünmeyen bir gezegenin varlığının hesapla anlaşılabileceğini gösterdi. Aradan geçen yaklaşık 180 yılda benzer bir yöntem, Güneş Sistemi‘nin en uzak bölgelerinde saklandığı öne sürülen Dokuzuncu Gezegen (Planet Nine) arayışının temeli oldu. Caltech gökbilimcileri Konstantin Batygin ve Michael Brown, 2016’da ortaya attıkları hipotezin son verilerle daha da güçlendiğini savunuyor; ancak gezegenin doğrudan bir görüntüsü hâlâ elde edilemedi.
Planet X ile Dokuzuncu Gezegen neden aynı şey değil
20. yüzyılın başında Amerikalı gökbilimci Percival Lowell, Uranüs ve Neptün’ün yörüngelerindeki düzensizlikleri uzak ve bilinmeyen bir gezegene bağlayarak buna “Planet X” adını verdi. Bu arayış 1930’da Clyde W. Tombaugh’un Plüton’u bulmasıyla sonuçlanmış gibi göründü; ancak Plüton, Ağustos 2006’da cüce gezegen olarak yeniden sınıflandırılarak gezegen statüsünü kaybetti. Voyager 2’nin 1980’lerde bu iki gezegeni ziyaret etmesiyle toplanan veriler ise Uranüs ve Neptün’ün hareketlerinin ek bir gezegene ihtiyaç duymadan açıklanabildiğini gösterdi. Bugünkü hipotez çok daha uzağa, Neptün ötesi küçük cisimlerin yörüngelerine bakıyor.

Batygin’e göre veriler ne söylüyor
Caltech ekibi 2024’te yayımladığı çalışmada, Neptün’ün yörüngesini kesen uzun periyotlu ve düşük eğimli cisimlere odaklandı. Batygin’in aktardığına göre bu cisimler dinamik olarak kararsız, yani popülasyonun sürekli beslenmesi gerekiyor; Dokuzuncu Gezegen‘li model bu popülasyonu doğal biçimde üretirken, gezegensiz model gözlem yanlılıkları hesaba katıldığında veriyle çelişiyor. Hipotez ayrıca yörünge kümelenmesi, bazı cisimlerin büyük günberi uzaklıkları, ters yönde dolanan cisimler ve yüksek eğimli yörüngeler gibi tuhaflıkları açıklayabiliyor. Batygin, gözlenen dinamik yapı gerçekse ortada bu kadar ikna edici alternatif bir açıklama bulunmadığını söylüyor.
Bunlar da İlginizi Çekebilir

Rubin Gözlemevi kritik veriyi sağlayabilir
Eksik olan tek şey doğrudan tespit. Şili’deki Vera C. Rubin Gözlemevi, uzak cisimlerin sayısını hızla artırarak aranan kanıtı sunabilir. Batygin yine de temkinli: Teori her uzak cismin kümelenmesini öngörmediği için tek bir istatistiksel anlamlılık değerine dayanmanın yanıltıcı olabileceğini belirtiyor. Ona göre görüntü dışındaki en güçlü kanıt, örneklem büyüdükçe yörünge düzlemi, günberi ve eğim dağılımlarının aynı parametrelere yakınsaması olacak.
Kısa vadede kesin yanıt beklenmemeli; ancak yeni nesil teleskoplar devreye girdikçe hipotez ya doğrulanacak ya da başka bir açıklamaya yer açacak. Türkiye’deki amatör gökbilimciler ve üniversite grupları için de bu süreç, Rubin Gözlemevi verilerinin kamuya açılmasıyla uzak cisim taramalarına katkı sunma fırsatı anlamına geliyor.
Kaynak: Space.com




YORUMLAR
(0)