ABD‘de federal soruşturma makamları, eski CNN sunucusu Don Lemon’ın bir protestoyu haberleştirmesine yardım eden 21 yaşındaki üniversite öğrencisini bulmak için sahte baz istasyonu teknolojisi kullanma yetkisi aldı. Mahkeme belgelerine göre, Stingray adıyla da bilinen hücre sahası simülatörleri, Minnesota’daki bir kilisede yaşanan protesto sonrası 39 kişinin yargılandığı davada devreye sokuldu.
Temple Üniversitesi’nden mezun olan Jerome Richardson, Ocak ayında St. Paul kentindeki Cities Church’te düzenlenen protestoya katılmakla suçlanan isimler arasında. Protestocular, kilisenin pastörlerinden birinin aynı zamanda ICE’nin St. Paul şubesini yönetmesi nedeniyle burayı hedef almıştı. Don Lemon ve gazeteci Georgia Fort ise olayı haberleştirmek için orada bulunduklarını savunuyor.
Simülatör onayı nasıl alındı?
Protestodan 12 gün sonra, Minnesota ve Pennsylvania’daki yargıçlar Richardson’ın telefonunu izlemek için hücre sahası simülatörü kullanımına onay verdi. Avukatlarının mahkemeye sunduğu belgelere göre amaç açıkça “bulup tutuklamak” olarak belirtildi. Ajanlar ayrıca Fort ve bir eyalet senatosu adayı olan Jamael Lundy’nin telefonlarını hedef alan benzer başvurularda da bulundu; bu başvuruların onaylanıp onaylanmadığı ise belirsizliğini koruyor.
Bunlar da İlginizi Çekebilir
Bu cihazlar, gerçek baz istasyonlarını taklit ederek hedef telefonun konumunu belirlerken çevredeki tüm telefonlardan da veri toplayabiliyor. Bu nedenle gizlilik savunucuları, cihazları “ayrım gözetmeyen gözetim aracı” olarak nitelendiriyor. Electronic Frontier Foundation’dan Cooper Quintin, basın mensuplarına yönelik bu tür bir kullanımı “İfade özgürlüğüne karşı çarpıcı bir saldırı” sözleriyle eleştirdi.
Soruşturma dosyalarında dikkat çeken bir diğer nokta ise, yetkililerin mahkemeye sunduğu bazı görüntülerin yanlış yorumlanmış olması. Savcılık, en az 15 izin başvurusunda Lemon ve Fort’un protestoculara eşlik ederek “slogan attığı” iddiasının aslında gerçeği yansıtmadığını kabul etti. Buna rağmen izleme talepleri reddedilmedi.
Richardson, simülatör izninin verildiği gün, kısa süre içinde federal gözaltına gireceğini duyuran bir YouTube videosu paylaşmıştı; bu da kaçma niyetinin olmadığını gösteriyordu. İki gün sonra kendi isteğiyle bir federal mahkemeye teslim oldu ve aynı gün kefaletle serbest bırakıldı. Bir dönem terörle mücadele davalarında görev yapan eski bir federal savcı, bu düzeyde bir teslim olma ihtimali varken böylesine agresif bir gözetim aracına başvurulmasının gerekçesini anlamadığını belirtti.
Adalet Bakanlığı, konuyla ilgili yorum talebine yalnızca “mahkeme belgeleri aracılığıyla konuşuyoruz” yanıtını verdi. İç Güvenlik Bakanlığı ise soruşturma yöntemleri hakkında açıklama yapmayı reddetti. Dava, gazetecilik faaliyetlerinin ulusal güvenlik soruşturmalarıyla nasıl iç içe geçebileceğini ve gözetim yetkilerinin sınırlarının ne denli belirsiz kalabildiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Kaynak: Wired




YORUMLAR
(0)